Cari oran, dönen varlıkların kısa vadeli borçlara oranını gösterir ve şirketin likidite gücünü ölçmede kullanılır.
Finans & Borsa Analizi • ekofin.net
Geçen ay bir tanıdığım aradı, sesi biraz telaşlıydı. “Bir şirkete yatırım yapmayı düşünüyorum,” dedi, “ama nasıl anlayacağım sağlam mı diye?” Ben de alışkanlıkla sordum: “Cari oranına baktın mı?” Telefonda sessizlik... Tabii ki bakmamıştı. Hatta ne olduğunu da bilmiyordu.
Yıllarca piyasada hem bireysel yatırımcılarla hem de KOBİ sahipleriyle çalıştım. Şunu gördüm: insanlar hep büyük analizlere, karmaşık modellere bakıyor ama en temel göstergeleri atlıyor. Cari oran bunların başında geliyor. Aslında çok basit bir şey, ama doğru okuyunca size bir şirket hakkında çok şey söylüyor.
Hadi bu yazıda bunu hem kavramsal hem de pratik açıdan ele alalım. Mümkün olduğunca sade anlatmaya çalışacağım, ama zaman zaman biraz teknik detaya da gireceğiz — çünkü “basit” ile “yüzeysel” arasında ciddi bir fark var.
En yalın haliyle şöyle tanımlayayım: cari oran, bir şirketin kısa vadeli borçlarını kısa vadeli varlıklarıyla ne ölçüde karşılayabildiğini gösteren bir finansal orandır. Yani şirket yarın tüm kısa vadeli borçlarını ödemek zorunda kalsa, elindeki dönen varlıklarla bunu yapabilir mi? İşte cari oran buna cevap veriyor.
Formül
Cari Oran = Dönen Varlıklar ÷ Kısa Vadeli Yükümlülükler
Formül bu kadar basit. Ama sonuçta çıkan sayıyı yorumlamak biraz daha ince iş. Mesela cari oranın 1 olması tam eşitliği ifade eder; yani şirketin kısa vadeli varlıkları, kısa vadeli borçlarını tam olarak karşılıyor. 1'in altındaysa dikkat — şirket belki sıkışacak demek bu. 2 veya üzerindeyse genel olarak “rahat” deniyor, ama bu da her zaman doğru değil; bazen fazla nakit tutmak verimsizliğe işaret edebilir.
Bilanço okumaya yeni başlayanların kafası burada karışıyor çoğunlukla. Dönen varlıklar, bir yıl içinde nakde dönebilecek varlıklar demek. Bunlar şunlardır genellikle: nakit ve nakit benzerleri, kısa vadeli menkul kıymetler, ticari alacaklar (müşterilerden alacaklar), stoklar ve peşin ödenmiş giderler.
Kısa vadeli yükümlülükler ise — yani pasifte kısa vadeli borçlar — bir yıl içinde ödenmesi gereken her şeyi kapsar: banka kredileri, ticari borçlar (tedarikçilere borç), ödenecek vergiler ve benzeri kalemler.
Piyasalarda uzun yıllardır gözlemlediğim bir şey var: yatırımcılar genellikle “2 ve üzeri iyidir” kuralını ezberden söylüyor. Evet, genel bir referans noktası olarak kullanılabilir bu, ama sektörden sektöre ciddi farklılıklar var.
Mesela perakende sektöründe çalışan şirketler genellikle çok hızlı nakit döngüsüne sahip olduğu için cari oranı 1 ile 1,5 arasında bile sağlıklı kabul edilebilir. Ama imalat sektöründeki bir firma, stokları çok daha yavaş eridiği için daha yüksek bir orana ihtiyaç duyabilir.
Pratik Not:
Cari oranı tek başına değerlendirmek yerine, aynı sektördeki rakiplerle karşılaştırın. Bir inşaat şirketinin cari oranı 1,3 ise çok mu düşük? Sektör ortalaması 1,1 ise aslında gayet iyi demek bu.
Şaşırtıcı ama evet. Cari oranı 4 veya 5 olan bir şirket görünce “vay be, çok güçlü” demeden önce bir düşünün. Bu durum bazen şirketin nakit veya stoklarını etkin kullanmadığının işareti olabilir. Yani yatırım yapmak yerine kasada para tutuyorlar demek. Kısmen iyi ama sürdürülebilir büyüme açısından sorgulanması gereken bir durum.
Tabi ki kesin değil bu. Bazı dönemlerde şirketler bilinçli olarak likit kalmayı tercih edebilir; belirsizlik zamanlarında, kriz dönemlerinde bu mantıklı bir strateji. Ama uzun vadeli bir tablo olarak sürekli çok yüksek cari oran, yönetim verimliliğini sorgulatır.
Bunu sormadan geçemezdim, çünkü ikisi sık sık karıştırılıyor. Asit-test oranı (bazen “hızlı oran” da denir), cari orandan biraz daha katı bir testtir. Formülden stokları ve peşin ödenmiş giderleri çıkarırsınız:
Asit-Test Oranı
(Dönen Varlıklar − Stoklar) ÷ Kısa Vadeli Yükümlülükler
Neden stoklardan arındırıyoruz? Çünkü stoklar bazen nakde çevrilmesi en zor kalemdir. Bir üretim şirketini düşünün; ambar dolu ürünle, ama satış yapamıyorsa ne anlamı var bu varlıkların? İşte asit-test daha tutucu bir görüntü sunar bu yüzden.
Müşterilerimle çalışırken sık karşılaştığım bir durum şu: cari oran gayet iyi görünüyor, ama asit-test oranı düşük. Bu ne anlama gelir? Likiditenin büyük kısmı stoklarda kilitli kalmış demek. Perakende veya imalat firmalarında bu bazen ciddi bir uyarı işaretidir.
BIST'te hisse analizi yaparken cari oran genellikle temel analizin bir parçası olarak kullanılır. Şirketin kısa vadeli mali sağlığını anlamak için önemlidir; özellikle ekonomik belirsizlik dönemlerinde bu göstergeye çok daha fazla bakmak gerekir.
Pratik bir örnek vereyim. Diyelim ki iki şirketi karşılaştırıyorsunuz: ikisi de aynı sektörde, ikisi de benzer büyüklükte. A şirketinin cari oranı 2,1, B şirketinin ise 0,8. Bu tek başına A şirketini tercih etmek için yeterli bir neden mi? Hayır, elbette değil. Ama B şirketi için “bu şirket kısa vadede sıkışabilir, dikkat” diye uyarı zili çalmak gerekir.
Bir diğer önemli nokta: cari oranı zaman içinde takip edin. Bir şirketin son dört-beş yıllık cari oranı sürekli düşüyorsa, bu eğilim ciddi bir alarm işareti. Belki nakit akışı bozuluyor, belki borçlanma artıyor, belki alacak tahsilatı kötüleşiyor. Bu eğilimi görmek için tek bir dönemin rakamına bakmak yetmez.
Şunu da söylemeliyim: bazı sektörlerde cari oran yılın belirli dönemlerinde doğal olarak düşer veya yükselir. Tarım sektörü buna iyi bir örnek. Hasat öncesi dönemde stoklar ve alacaklar farklı, hasat sonrası farklı. Yani yılın yalnızca bir dönemindeki bilançoya bakıp karar vermek yanıltıcı olabilir. En sağlıklısı yıllık bilanço ile birlikte çeyreklik verileri de karşılaştırmak.
Büyük şirketlerde bu hesaplamalar finans departmanı tarafından yapılıyor; ama küçük ve orta ölçekli işletmelerde çoğu zaman muhasebeci yılda bir bilanço çıkarıyor, iş sahibi buna bakıp geçiyor. Oysa cari oran, küçük işletmeler için neredeyse büyük şirketlerden daha kritik.
Neden? Çünkü KOBİ'lerin genellikle banka kredi limiti daha dar, yedek sermayesi daha az. Bir nakit krizi büyük bir şirket için yönetilebilir bir sıkıntı olabilir, ama küçük bir işletme için iflas demek olabilir. Bu yüzden küçük işletme sahiplerine her zaman şunu söylerim: en az üç ayda bir, kendi cari oranınızı hesaplayın. Eğer 1'in altına düştüyse, hemen önlem alın.
Bunu yapmak için muhasebe yazılımı veya danışman gerekmez. Bilanşonuzu açın, dönen varlıkları toplayın, kısa vadeli borçları toplayın, bölün. Beş dakika.
Kısa cevap: hayır, her zaman değil. Bu soruya tek bir evet veya hayır demek mümkün değil, çünkü bağlam her şey.
Mesela bazı büyük ve köklü şirketler, güçlü kredi imkânları ve güvenilir nakit akışları sayesinde bilinçli olarak düşük cari oranla çalışabilirler. Nakit yetersizliğini banka kredi limitleriyle veya tahvil ihraçlarıyla hızla telafi edebilirler. Bir süpermarket zincirini düşünün: her gün nakit girişi var, tedarikçilere genellikle otuz ile doksan gün sonra ödeme yapıyor. Cari oranı 0,9 olsa bile bu firma likiditesini rahat yönetebilir.
Öte yandan, düşük cari oranı bazen başka sorunların belirtisi de olabilir: fazla borçlanma, stok birikmesi, alacak tahsilatındaki gecikmeler... Bu yüzden cari oranla birlikte mutlaka nakit akış tablosuna ve borç yapısına da bakılması gerekiyor. Tek bir göstergeyle karar vermek, tabloyu eksik görmek demektir.
Uzun yıllardır şunu söylüyorum: cari oran, bir şirketin mali nabzını tutmanın en kolay yollarından biridir. Kesin bir doğruluk payı yoktur; 1,5 alan bir şirket 3 alan bir şirketten daha güçlü bile olabilir — yeter ki doğru sektörde, doğru koşullarda değerlendirilmiş olsun.
Yatırım kararı verirken bunu bir kontrol noktası olarak kullanın. Başka göstergelerle — F/K oranı, öz sermaye karlılığı, borç/öz sermaye oranı — birlikte okursanız çok daha güvenilir bir tablo çıkacaktır önünüze. Ama hiçbir şey yapmayacaksanız bile en azından şunu yapın: yatırım yapmayı düşündüğünüz şirketin son üç yılki cari oranını çıkarın. Eğer düşüş eğilimindeyse, sormadan geçmeyin.
Sonuç? Basit ama güçlü bir araç. Kullanmamak için hiçbir neden yok.
10 yıllık deneyime sahip teknik analiz uzmanı. Borsa İstanbul ve küresel piyasalar konusunda uzmanlaşmış.

Makro ihtiyati politikalar, kredi ve kaldıraç aşırılıklarını sınırlayarak sistemik riski azaltır; kısa vadede likiditeyi düşürse de istikrar sağlar.

ROE, şirketin öz kaynaklarını ne kadar verimli kâra çevirdiğini gösterir; yüksek ROE etkin yönetim ve yatırımcı için cazibe işaretidir.

ROCE, şirketin sermaye ve borçlarını ne kadar verimli kullandığını gösterir; yüksek ROCE güçlü operasyonel ve finansal performansa işaret eder.